TÜRKİYE GENEL TANITIM
>

MÜRŞİDE YOL VERİN BİZDE VARALIM

CANDA OLAN OL CAN NURU GÖRELİM

İLMİ KUR'AN OKUYALIM BİLELİM

İLMİ VEREN BİR ALLAH IM VAR BENİM

Nakşibendi Üveysi Ders Tarifesi


EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Mısır mitolojisi

Mısır mitolojisi |  görsel 1
Mısır mitolojisi Mısır mitolojisi ve Mısır dini Hıristiyanlık ve İslam dinlerinin yükselişinden önce, yaklaşık 3 bin yıldan uzun bir süre Mısır'daki insanların inançlarının ve dini uygulamalarının bütünüdür. Yaratılış, Var Oluş ve Başlangıç Osiris - Egyptian Museum, Kahire Mısırlılar başlangıçta evrenin kaosun kara sularıyla dolu olduğuna inanırlardı. İlk tanrı, Re-Atum, aynı Mısır karasının Nil'in taşan sularından her sene ortaya çıkışı gibi sudan (yükseldi ve) ortaya çıktı. Re-Atum'dan Şu (hava)ve Tefnut (nem) ortaya çıktı. Şu ve Tefnut'un iki çocuğu olduğu zaman dünya yaratıldı: Nut (gök) ve Geb (yer). Şu ve Tefnut karanlıklarda gezerken kaybolunca insanlar yaratıldı. Zira Re-Atum gözünü onları aramaya gönderdi ve onlara kavuştuğunda döktüğü sevinç gözyaşları insanlara dönüştü. Osiris Re-Atum'un oğlu ve Mısır'ın kralıydı. Erkek kardeşi Seth ise evrendeki kötülüğü temsil etmekteydi. Osiris'i öldürdü ve kendisi kral oldu. Osiris'i öldürdükten sonra vücudunu parçalara ayırdı, fakat İsis bu parçalardan çoğunu kurtardı. Seth kendisini kral yapmış olsa da Osiris'in oğlu Horus tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Yenilen Set çöle sürülür ve fırtınaların tanrısı olur. Osiris Anubis tarafından mumyalanmış ve ölülerin tanrısı olmuştur. Horus kral ve firavunların atası oldu. Ölüm ve Mumyalama Antik Mısır'da çok kompleks ve gelişmiş bir ahiret inancı ile birlikte ölü bedeni ve ruhu huzurlu bir ahiret hayatına hazırlamak için yapılan birçok ayin ve uygulama vardı. Ruh ve ahirete dair inanç özellikle vücudun korunmas...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Alemdar destanı

Alemdar destanı |  görsel 1
ALEMDAR Tip : Romorkör Yapımcı : Helsingörs Jemsk & Maka Helsingör Deplasman : 363Grt 192 Nt Boyutlar : Boy 49,475mt - En 7,950mt- Draft 4,01mt Tekne : Galvanizli Çelik Saç Makine Tahriki : Buharlı 1 Şaftlı Ana Makine : 1 Triple. 3cyl vertical 580 ihp, Helsingör J&M Kazan : 2 ad.Helsingör J&M Hız : 10 Kts Yakıt : Kömür 90 t Mürettebat : 28 Kişi Silah Donanımı : 6ad.Duplin Piyade Tüfeği Denize İniş : 04/06/1898 Çalışma Başlangıç : 21/05/1899 Danmark Em 2 Sviter Bjerg Enterprise Copenhagen 08/11/1914 : Osmanlı Hükümetince El Konuldu . 01/01/1915 : Denmark Adıyla Hizmete girdi. 01/01/1915 : Alemdar adı verildi. ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Zonguldak Adının Kaynağı

Zonguldak Adının Kaynağı |  görsel 1
Zonguldak Adının Kaynağı İlin antik Çağda kullanılan tarihi adı Sandrake'dir.Bölgenin Türkleşmesinin ardından kullanılan Zonguldak adının ise"bataklık" veya "sazlık" anlamına gelen zongalık kelimesiyle ilgili olduğu ileri sürülmektedir. [[Dosyernhj Ghjjka:Zonguldakkapuz.jpg|250px|right||thumb|Zonguldak Kapuzdan bir Görünüm]] Ayrıca farklı bir rivayete göre Belçikalı ve Fransızların burda ki kömür ocaklarını işletmesiyle maden ocakların çokluğu ve kömür zenginliginden dolayı Zone Guel Dock adından geldiği de sanılmaktadır.

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Yozgat Adı Nerden Geliyor

Yozgat Adı Nerden Geliyor |  görsel 1
Yozgat Adı Nerden Geliyor İlin, asıl adı "BOZOK" olup, zamanla "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. Oğuz'ların; "BOZOK" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "BOZOK" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "YOZGAT" adı da telaffuz edilmiştir. "Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişiki söylentiler ileri sürülmektedir: Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişindin ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır. Diğer bir rivayete göre; Aşiret Reisi Ömer Cabbar Ağa'nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa, sürülerini bir yaz günü yaylakta otlatırken karşısına Hızır (AS) çıkıyor ve davar sahibi Cabbar Ağa'dan içmek için süt istiyor. Güler yüzlü Ömer Ağa hemen misafirine ikramda kusur etmeyerek, gönül hoşluğu ile sütü ikram eder. Hızır (AS) sütü içtikten sonra çok memnun kalır ve Cabbar Ağa'ya "Çobanoğlu, yozuna yoz katılsın, memleketinin adı Yoz-Kat olsun" diyor. Bu sözü söyleyerek kayboluyor. Temeli böyle olan Yoz-Kat söylene söylene Yozgat halini alıyor. İsmin kaynağı hakkında her ne kadar tatmin edici bir bilgi yoksa da uzun yıllar bu havalinin böyle anıldığı bilinmektedir. Birinci Büyük Millet Meclisinde Kütahya Mebusu Cemil Bey tarafından verilen bir takrir ile Yozgat ismi Bozok olarak değiştirilmiş, bilahare 23 Haziran 1927tarihinde Bozo...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Yozgat Efsaneleri

Yozgat Efsaneleri |  görsel 1
CAMİ TEMELİNİN SAĞLAM OLMASI: Büyük Caminin temeli kazıldığında temelden su çıkar. Temele ardıç ağaçları çaprazlama atılarak temel duvarı örülür. Temel duvarının örülmesinden sonra caminin ustabaşı ortalıktan kaybolur, ve cami inşaatı devam etmez. Yedi yıl sonra ustabaşı gelir caminin inşaatına devam ederek camiyi tamamlar. Niçin kaybolduğu sorulunca: "Cami temelinin yerleşip yerleşmediğini ölçtük. Böylece camiyi sağlama aldık. Bu cami duvarı kolay kolay çatlamaz." der. CUMADA HIZIR BULUNMASI: Bir gün Büyük Cami inşaatına harç karan amelelerden birinin yanına ak sakallı ihtiyar bir adam gelir. Camiye emeğinin geçmesi için çalışan işçiden küreği alır, bir müddet harç kardıktan sonra küreği tekrar işçiye vermek ister. İşçi küreği geri almaz ve ihtiyara: "Ben senin kim olduğunu biliyorum. Her sabah namazında bu camide olacağına söz verirsen küreği alırım. Yoksa almıyorum." der. "Her sabah namazı için söz veremem ama, her kandil ve cuma namazlarında bu camide olacağıma söz veriyorum." diyen ihtiyarın elinden işçi küreği alır. Ak sakallı, fani görünüşlü Hızır oracıkta kaybolur. Halk Hızır Aleyhisselâm'ın her cuma ve kandil namazlarında Büyük Cami'de olduğuna inanmaktadır. ÇAMLIK SÖYLENCESİ: Yozgat'ın en ünlü dinlenme yeri Çamlıkla ilgili söylenceye göre; Çamlığa ilk fidanı Aslı'nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem Aslısını sormuş, bulamayınca Çamlığın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş; "Bu çamdan nice çamlar filizlenir, koruk olur, bizi söyler bizi fısıldar." deyip yollara düşmüştür. ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

VAN EFSANESİ

VAN EFSANESİ Hemen hemen bütün şehirlerimizin önce adlarıyla başlayan kendilerine has hikayeleri, efsaneleri vardır. Fazla yaygın olmamakla beraber, Van isminin nereden geldiği ile ilgili olarak şöyle bir rivayetten söz edilir: Tarihçiler, Van’ın Milâttan l800 yıl önce Asur Kraliçesi Semiramis tarafından kurulduğunu söylerler. Semiramis, Mezopotamya bölgesinin üst kısımlarında yaşayan Asurların kraliçesidir. Koca bir ülkeye hükmeden, dediği dedik, kestiği kestik olan dünyalar güzeli Semiramis, o güne kadar gönlüne göre birini bulamamıştır; ta ki Van’ın Muradiye kazasının kuzey yamaçlarına bir sefere çıkana kadar. Semiramis, bu sefer sırasında bölgenin hâkimi olan “Ara” adında genç bir hükümdara gönlünü kaptırır. Güzel olduğu kadar mağrur da olan kraliçe, bu sırrını kimseye açıklayamaz. Savaş devam etmektedir. Semiramis’in kuvvetleri son bir saldırı ile tüm bölgeyi ele geçirirler. Ancak son saldırı sırasında Hükümdar Ara da öldürülür. Haberi alan Semiramis, Ara’ya olan aşkını yüreğine gömer, hemen dönüş emrini verir. Dönüş yolu üzerindeki bugünkü Van’a gelirler. Van’ın zümrüt yeşili bağ ve bahçelerini, Van Gölü’nü çok beğenen Kraliçe’nin en fazla dikkatini çeken yeşillikler arasından göle doğru uzanan heybetli bir kaya parçası olur. Ara’nın hâtırasına bu kayalık üzerinde bir kale inşa ettirmeye karar verir. Kısa süre içersinde kale yapılır, eteğinde şanına uygun bir şehir kurulur. Şehrin adını da “Şamrangerd” bırakırlar. Aradan yıllar geçer. Ara’nın acısıyla yanan yürek, bu defa da sıl...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Şanlıurfa Gelenekleri

Şanlıurfa Gelenekleri Şanlıurfa Sosyal Hayatında Gelenekler Uygarlığın Doğduğu Şehir: Şanlıurfa Halk Kültürü Şanlıurfa Sosyal Hayatında Gelenekler Şanlıurfa'da günlük hayat oldukça renkli ve canlıdır. Urfalılar'ın sosyal ve günlük yaşantılarında, başka yerlerde olmayan, görülmeyen özellik ve motifler vardır. Günlük hayattaki gelenekler, çoğu kez mevsimlere göre şehir merkezi ile kırsal kesimdeki hayat arasında farklılıklar gözlenir. Sahaniye Şanlıurfa'ya özgü bir toplantı ve eğlence biçimidir. Genelde orta yaş arkadaşlar arasında yapılır. Kaç kişi arasında olacağına dair kesin bir kural yoktur. Sahaniye gezecek arkadaşların çok samimi ve akran olması gerekir. Sahaniye'de arkadaşlıklar daha da pekişik ve ilerler. Sahaniye gezmeleri genelde kış aylarında, özellikle ramazanlarda olur. Belirli bir arkadaş grubu ya belirli bir yerde, bir odada toplanırlar, ya da herbirinin evinde sırayla birer gece toplanırlar. Üst üste her gece olabileceği gibi, gün aşırı ya da haftada 2-3 gece de yapılabilir. Sahaniyede genel kural, herkesin evde pişirilen yemekten toplanılacak yere getirmesidir. Sözgelimi, arkadaş grubu 8 kişiyse o gece sofraya 8 çeşit yemek konulmuş olur. Sahaniyede bazen yemekler ve tatlılar, arkadaşlar arasında taksim edilir. 8 kişi 2 gruba da ayrılabilir 4 kişi bur gece, diğer 4 kişi de başka bir gece yapar. Sahaniyede yemek, genelde yer sofrasında yenilir. Ev sahibi-misafir ayrımı yoktur. Herkes ev sahibi gibi hizmet eder, sofrayı hazırlar. Sözgelimi çiğköfte yapılacak ise, köfteyi en iyi yoğurabilen yoğurur. Köfte olunca ayran mutlaka olur. Yemekten sonra da tatlı yenir. Gerek yemek ve gerekse tatlılar mutlaka evde yapılır. Çarşıda pek yapılmaz ve çarşıda yaptırılan yemek ve tatlıya da sofrada itibar edilmez. Bazı evlerin kendine ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Tunceli Efsaneleri

Tunceli Efsaneleri |  görsel 1
Tunceli Efsaneleri Düzgün Baba Efsanesi Şah Haydar Seyyid Mahmud-i Hayrani’nin oğludur. Zeve yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. Burada hayvanlarıyla meşgul olur. Kışın zemherisinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyid Mahmud-i Hayrani “Acaba Şah Haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar.” Diye merak eder ve Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa o ağaç hemen yeşeriyor. Taze filizlerle süsleniyor, keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyorlar. Seyyid Mahmud-i Hayrani bu durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar ne oldu babam Derviş Mahmud’umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür. Babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için mahcup olur. Mahcubiyetinden kaçıp halen Düzgün Baba Dağı olarak söylenen bir tepeye çıkar ve burada mekan tutar. Rivayet olunur ki Şah Haydar babasına ismen hitap ettiği için mahcubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen hedik veya leken varmış. Bu hediklerle Zargovit’ten Düzgün Baba tepesine kadar (Takriben 5 Km.) üç adım atmış, bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmıştır. Bu izler hala durmaktadır. Şah Haydar bir iki gün eve gelmeyince annesi endişelenir. Durumunu öğrenmesi için Şah Haydar’ın babasına rica eder. O da yanındaki müritlerine “Gidin bakın bakalım bizim Şah Haydar ne alemde?” der. Müritlerden birkaç kişi 2500 metre yükseklikt...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Tokat Adı Nerden Geliyor

Tokat Adı Nerden Geliyor |  görsel 1
Tokat Adı Nerden Geliyor

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Tekirdağ İsminin Efsanesi

Tekirdağ İsminin Efsanesi Bizans dönemi'nde Tekirdağ'ı yöneten Tekfurun güzel bir kızı Barbaros tekfurununun da  da yiğit bir oğlu vardır.Günün birinde kızı gören oğlan yemeden içmeden kesilir.Gece gündüz kızın hayali gözlerinin önündedir.Sonunda dayanamayıp derdini babasına açar,bu kızı kendisine alması için yakarır.Tekfur Tekirdağ'a gidip kızı babasından ister.Tekirdağ tekfuru:"Denize kıyı boyunca ;suyun bir karış altında bir yol yaptıracaksınız.Kızım buradan arabasıyla geçerken tekerlekler şıpır şıpır edecek.Bu şartı kabul ederseniz kızım sizin olacak" der.             Barbaros Tekfuru çaresiz kabul eder.İki gencin sözü kesilir.Düğün hazırlıklarına başlanır.Bir yandan da yolu yapımı sürdürülmektedir.Bir gün Tekfur kızı vermekten vaz geçtiğini söyleyince yapım da durur.Yolun şarap iskelesi yakınında birden yok olmasının nedeni budur.             Bir başka söylenceye göre ise yol yapılır gençler evlenir arabayla buradan geçip giderler ama bir gün deniz kabarmıştır dalgalar gelip gençleri alıp götürür ve bir daha da bulunamazlar.

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Terme Adı Nerden geliyor

Terme Adı Nerden geliyor |  görsel 1
Terme Adı Nerden geliyor Terme adının "Termisus" veya "Termedon" dan geldiği sanılmaktadır. Terme'nin de içinde bulunduğu coğrafî bölgeye eski tarihlerde "Pontus" daha yakın zamanlarda da "Canik" adı verilmiştir. Tarihte Koloniciliği (ticaret amacıyla bir yerlere hakim olmak) ilk başlatan Fenikeliler olmuş, ancak Fenikeliler yalnızca kâr amacı güttüklerinden kolonicil­iği Yunanlılar'a kaptırmışlardır. Böylece, Yunanlılar ilk çağda kolonicilikten en çok yararlanan millet olmuştur. Pontus, Grekçe'de "deniz" anlamına gelmekte idi. Eski Yunanlılar (Grekler) Koloniler kurmak amacıyla Karadeniz'e açıldıklarında, Terme'nin de içinde bulun­duğu kıyılara Pontus, halkına da Pontuslular adını verdi. Bu isim daha sonraki zamanlarda da coğrafî ad olarak devam etti ve burada kurulan devletlere de ad oldu. Dinî rivayetlere göre Pontus bölgesinin ilk halkı Hz. Nuh'un oğullarından olan Yasef'in soyundan idiler. Seyyah Chardin'e göre, Karadeniz'e de önceleri Yasef'in torununa izafeten Aşkanaz denilirdi. İyonyalılar'ın, bilhassa Miletliler'in koloni faaliyetleri sırasında sahilde evvelce kurulmuş olan Termedon (Terme), Sinop, Amisus(Aminsos, Simeso, Samsun) gibi şehirleri ticaret merkezi olarak kullanmaya başladılar. Onlar, İris (Yeşilırmak) ve Halis (Kızılırmak) arasına Asurie dedikleri gibi, sahilleri bataklıklı, limansız, haşin dalgalı denizin prensini kızdırmamak için denizi de misafirperver deniz anlamına "Pontus Oksinus" dediler. Bu kelime Karadeniz'e, Persler tarafın­dan karanlık ve zulmedici anlamında verilen "Axshaena" kelimesinin bozularak "Axeinos" haline gelmesiyle ortaya çıktı. Daha sonra da "Pont-Euxin" adı verildi. Başka bir görüşe göre; halkı ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Destanlar, Efsaneler (Anlatmalar)

Destanlar, Efsaneler (Anlatmalar) Destanlar belli bir konuyu ele alarak yazılır, söylenir. Okuma-yazma bilmeyenler ya hafızalarına yazarlar veya birilerine yazdırırlar. Destanlar sekiz, on bir ve on dört heceli olabiliyor. En çok görüleni on bir heceli olanlarıdır. Toplumu etkilemiş olaylar konusunda yapılmış destanlar uzun süre akılda kalır. Eskiden özel toplantılarda veya sohbetlerde destanlar okunurdu. Bu okunuşlar, bu olayları hatırlamaya vesile olurdu. Sandıkçı Şükrü Destanı Sene bin üçyüz yirimi tamam Rize şehrinde okundu ferman Dünyada kimseye kalmadı iman Bu fani dünyaya itibar olmaz Mahfume sebebdur Perilizade Yapmadı tapuyu düştü inade Görende paşayı uğrar feryade Korkusundan çünkü dermanı olmaz   Mutasarrif paşa gazaba geldi Yaktı kayığımı ciğerim deldi Ol saat bilun sandıkçı geldi Görünce ateşi aklum oynadı Ciğerum tutuşti aklum oynadı Kale yokuşunda sipere yattum Hükümete şehre çok tüfek attum Tatlı yemeğume zehiri kattum Zulumsuz eşkıya tövbekar olmaz Ağlama validem ettuğum çoktur Yiğitlik naminda eksuğum yoktur Senden kayır beni acıyan toktur Yaktuğum canların hesabı yoktur.  ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Ordu Efsaneleri

Ordu Efsaneleri Sarmaşık Efsanesi Gelin Kayaları Efsaneleri Uzun Kızlar Efsanesi Sağırlı Köyü Efsanesi Burhaneddin Köyü Efsanesi Sarmaşık Efsanesi

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Çoban Bağırtan Suyu Efsanesi

Çoban Bağırtan Suyu Efsanesi Çambaşı Kasabasının yayan bir saat kadar doğusunda,2000 m. yüksekliğinde Seyit Tepesi adıyla anılan bir sivri yükselti vardır. Seyit Tepesi’nin kuzey-doğu yamacında bir kayak suyu vardır. Etrafta hiçbir ağaç bulunmayan, sanki Seyit Tepesi’nin böğründen fışkırmış bu kaynak suyuna Çoban Bağırtan denir. Çambaşı’na çıkıp da piknik için bu suya gelmeyene pek rastlanmaz. Rivayete göre, Çoban Bağırtan suyunun şöyle bir efsanesi bulunmaktadır. Bir yaz günü, sürüsünü Seyit Tepesi eteklerinde otlatan bir çoban, hastalanan koyunlarından birini keser, etini kavurur. Kaynağın başında, bir yandan yağlı koyun etini yer, öte yandan da kaynağın soğuk suyundan içer. Fakat yağlı kavurma soğuk soğuk kaynak suyu da içilince çobanın boğazını tıkar, donar ve çobanın nefesini keser. Böğürmeye çalışan çoban, bir ara can havliyle bağırır ve bu gayretle olduğu yere yığılır ve can verir. Çobanın acı feryadını uzaklardan duyanlar, kaynağın kenarına geldiklerinde çobanın cesediyle karşılaşırlar. Zavallı çobanın ağzında donmuş et parçalarını görünce; boğularak can verdiğini anlarlar. O günden sonra bu suya “Çoban Bağırtan Suyu” adı verilir. Ordu Efsaneleri Sarmaşık Efsanesi  I  Gelin Kayaları Efsaneleri  I  Uzun Kızlar Efsanesi I Sağırlı Köyü Efsanesi I  Burhaneddin Köyü Efsanesi I Sarmaşık Efsanesi Ordu genel Bilgi Ordu Tarihçe     Ordu Coğrafi Yapı     Ordu Resimleri     Ordu Ekonomik Yapı     Ordu İlçeleri      Ordu Camileri     Ordu Kiliseleri     Ordu Turizm Merkezleri &n...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Gelin Kayaları Efsaneleri

Gelin Kayaları Efsaneleri Ordu’dan Çamalan Yaylasına doğru kâh tepelerin eteklerinden dolanan, kâh derin vadilere yükseklere bakarak uzanan yayla yolundan gelip – geçen bütün yolcular, Gelin Kayaları’na doğru bakışlarını çevirmekten alıkoyamazlar. Harami Köyü’nden Melet ırmağı vadisine doğru, bir bıçak gibi keskin ve dik ir sırtın üzerinde duran, acayip şekilli taş yığınlarına Gelin Kayaları adı verilmektedir. Buranın dayandığı efsane ise, yılların ötesinden günümüze kadar, her yayla yolcusunun kulağına üflenmiştir. Gelin Kayaları Efsanesini civarın yaşlıları şöyle anlatıyorlar: Melet ırmağına doğru inen sarp bir tepenin, ormanlarla örtülü yamaçlarında çok fakir ve yaşlı biri varmış. Melet kenarlarındaki değirmenlere gidemeyen köylülerin zahlarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimini bu suretle sağlarmış. Bazı rivayetlere göre, bu öğütücü, bir kişi tarafından döndürülebilen, mahalli halkın “ El Değirmeni “ dediği cinsten bir taş değirmeni imiş. Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler. Hayırlısı olsun, deyip evlendirmişler. Çeyiz olarak, elinde, avucunda ne varsa kızına vermiş. Düğünler, gelinin eşyalarını atlara yükleyip, oğlan evine doğru yola çıkacakları zaman, gelin etrafı şöyle bir süzmüş. Avlunun bir kenarında duran babasının ekmek teknesine, kendini bugünlere getiren el değirmenine gözlerini dikmiş. Kızının bu halini gören babası, yaklaşmış:”Kızım değirmen taşı bizde kalsın” diyecek olmuş. Düğün alayının ileri gelenleri durumu kavramışlar. İçeriden biri: Emmi veriver şu değirmen taşını kızına da, bizde yola düzülelim, deyivermiş. Yaşlı baba: Olmaz, ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Uzun Kızlar Efsanesi

Uzun Kızlar Efsanesi Yüzlerce yıl önce Mesudiye yöresinde üç Türkmen kardeş yaşarlarmış. Bu kardeşler, kış mevsiminde Mesudiye yöresinin kuytu ve sıcak yerlerinde, yaz mevsiminde de yüksek yaylalarda yaşamlarını sürdürürlermiş. Her üç kardeşin de sürülerce koyunları ve yüzlerce atları varmış. Karababa, Karaaslan ve Eriçok adındaki bu üç kardeş, çanlı kelekli koyunları, yağız at sürüleriyle mutlu bir şekilde yaşayadururlarken, günlerden bir gün büyük bir düşman ordusu çıkagelmiş. Onların bu mutlu yaşamları sona ermiş ama Türkmenler hemen teslim olmamışlar. Düşman ordularıyla aralarında denk olmayan ama yiğitçe mücadele başlamış. Karababa ve Karaaslan adlı kardeşler, bulundukları mevkide yiğitçe mücadelelerinden sonra şehit düşmüşler. Üçüncü ve en kuvvetli kardeşin askeri daha çokmuş. Onun için bu kardeşin bulunduğu tepeye “Eriçok Tepesi” denmiş. Eriçok tepesi müstahkem bir kalenin bulunduğu, bir tarafı kayalık ve uçurum olan yüce bir tepedir. Düşman, bu tepeyi de kuşatmış. Tepenin üzerindeki kalenin önlerinde günlerce savaş olmuş. Düşmanlar tepeyi savaşarak alamayınca beklemeye başlamışlar. Kalede su ve yiyecek bitmiş. Günün birinde kaledeki Türkmenler artık susuz kalmayacaklarını anlayınca Eriçok Tepesi’nin yakınlarında bulunan Kübet çeşmesine su getirmeleri için 12 savaşçı ve iki yiğit kız göndermişler. Kızlar çeşme suyu doldurmuşlar. Savaşçılarda kendilerine saldıran düşmanlarla savaşmaya başlamışlar.12 savaşçı savaşadursun, kızlar Eriçok tepesine hızla tırmanıyorlarmış. Ama düşman durur mu? 12 yiğidi şehit ettikten sonra kızların peşine düşmüşler. İki yiğit...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Sağırlı Köyü Efsanesi

Sağırlı Köyü Efsanesi Sağırlı, merkez ilçeye bağlı bir köydür. Yılardan kötü bir yıl. Bayramlı Kasabası ve toprakları da korkunç bir taun (veba) hastalığı çıkmış. Ocaklar sönmüş, köyler ıssızlaşmış. Her nasılsa, birkaç kişi bu taun belasından kurtulabilmiş. Bunların biri sağırlı köyünün bulunduğu yerde canını kurtarmayı başararak yaşamaya çalışıyormuş. Taun’dan (veba) sonra herkes yakınlarını arayıp, sormaya; sağ kalanları araştırmaya başlamışlar. Etraf dağlık ve ormanlarla kaplı olduğu, bir yerden öte tarafa gitmek zor olduğu için hayatta kalanlar tepeden çağrılarak sorulup, aranır olmuş. Böyle bir gün, Sağırlı tepelerine doğru: Heeeyy! Oralarda kimse var mı? Diye bağıran birine şöyle karşılık gelmiş. Bir sağır kaldı, bir sağııır… Bundan sonra, o yörenin adı “Sağırlı” kalmış. Aynı daun felaketine uğrayan Biben Köyü’nden de, hayatta kalan olup olmadığını öğrenilmek istenmiş. Köyün bir köşesinden, şöyle bir karşılık gelmiş: Bi ben kaldım, bi ben… İşte, Biben köyü adının da bu söyleyişten geldiği rivayet olunur. Ordu Efsaneleri Sarmaşık Efsanesi  I  Gelin Kayaları Efsaneleri  I  Uzun Kızlar Efsanesi I Sağırlı Köyü Efsanesi I  Burhaneddin Köyü Efsanesi I Sarmaşık Efsanesi Ordu genel Bilgi Ordu Tarihçe     Ordu Coğrafi Yapı     Ordu Resimleri     Ordu Ekonomik Yapı     Ordu İlçeleri      Ordu Camileri     Ordu Kiliseleri     Ordu Turizm Merkezleri     Ordu Tarihi Resimleri     Ordu İlçeleri Genel Bilgi     Ordu İlinde Kültür ve Sanat  &nb...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Burhaneddin Köyü Efsanesi

Burhaneddin Köyü Efsanesi 93 Harbi adı da verilen Osmanlı-Rus Savaşından sonra, Ordu topraklarına Kafkas bölgesinden birçok göçmen ailesi gelmişti. Bunların bir kısmı Ordu’nun iç bölgelerine, birçoğu de kıyı toraklarına yerleştirilmişlerdi. Kafkas göçmenlerinden bir topluluk, bugünkü Öçelli köyü ile Nizamettin Mahallesi arasındaki sahada oturmakda idi. O yıllarda, bu bölgenin belirli bir adı yoktu. Göçmenlerin, henüz yeni ev-bark kurmaya başladıkları yıllardı. O sırada 2. Abdülhamid’in bir oğlu dünyaya gelmiş ve adı da burhaneddin konmuştu. Göçmenler, ana vatandan yer-yurt sahibi olmalarını sağlayan Sultan 2.Abdulhamid’e şükran borçlarını eda için, yerleştirdikleri yere, yeni doğan bu çocuğun adının verilmesini ilgili makamlardan istemeye karar verdiler. Bu isteklerini, Ordu Kaymakamlığı vasıtasıyla Trabzon Valiliği’ne duyurdular. Oradan da İstanbul’a ulaştırılan bu istek kısa bir süre sonra kabul edildi ve bu suretle Kafkaslı göçmenlerin oturdukları yer Burhanettin Kariyesi adıyla resmen ilan edilir. Yüzyılı aşkın bir zamandan beri bu topraklar Burhaneddin Köyü adıyla anılmaktadır. Ordu Efsaneleri Sarmaşık Efsanesi  I  Gelin Kayaları Efsaneleri  I  Uzun Kızlar Efsanesi I Sağırlı Köyü Efsanesi I  Burhaneddin Köyü Efsanesi I Sarmaşık Efsanesi Ordu genel Bilgi Ordu Tarihçe     Ordu Coğrafi Yapı     Ordu Resimleri     Ordu Ekonomik Yapı     Ordu İlçeleri      Ordu Camileri     Ordu Kiliseleri     Ordu Turizm Merkezleri     Ordu Tarihi Resimleri     Ordu İlçeleri Genel B...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Sarmaşık Efsanesi

Sarmaşık Efsanesi Fatsa’da 12 kilometre uzaklıktaki ılıca köyünün sarmaşık mevkiinde bir sıcak su kaynağı vardır. Buranın ilk defa M.Ö. l. yy. da, Bolaman’da kurulan Pont Polemonyum devrinde kullanıldığı sanılmaktadır. Sonraki yüzyıllarda terk edilen kaplıcanın yeniden nasıl bulunduğu şöyle rivayet olunmaktadır. Eskiden adı Sarmaşık olan köyde yalnız başına yaşayan bir ihtiyar varmış. Bu ihtiyarın varı-yoğu bir keçi sürüsü imiş. Keçilerini civardaki çalı ve dikenlerle kaplı yamaçlara solar, günlerini keçileriyle geçirirmiş. Karlı bir kış günü, kulübesinden çıkardığı keçilerini, tekrar yaylıma salan yaşlı adam, akşam yaklaştığı halde, hiçbirinin geri dönmediklerini görünce merakla onları aramaya koyulmuş. Civardaki bütün çalı diplerini, ormanları, keçilerin gidebilecekleri her yeri aradığı halde hiçbir ize rastlanmamış. İhtiyar, bir ümitle civardaki derenin kenarındaki ufak kuruluğu da aramak istemiş. Burası çok sarp ve sık dikenlerle kaplı olduğu için keçilerinin burada olabileceğine ihtimal vermemişse de, ormanın kenarındaki sazlar üzerinde bazı izler görerek büyük bir heyecanla sık çalıların arasına girmiş. Koruluğun çok kuytu bir yerinde, ağız kısmı sık sarmaşıklarla örtülü mağaramsı bir yerle karşılaşmış. İçerden sıcak bir hava geldiğini de fark eden ihtiyar, sarmaşıkları açarak mağaraya girmiş ve birden şaşırmış. Zira kaybolduğunu sandığı keçileri, gayet tatlı bir sıcaklıkla kaplı bu mağarada, duvarlardan sarkan yemyeşil otları yemekle meşgulmüşler. O yıllarda bu sıcak su kaynağından yeniden istifade edilmeğe başlanmış. Pont Devrinden kaldığı tahmin edilen taş havuzu tamir edilmiş, duvardaki yabancı otlar kazılmış, yerler temizlenmiş; kaplıca mağarasının gerisini ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Masal, hikaye, efsane ve destanları

Masal, hikaye, efsane ve destanları |  görsel 1
Masal, hikaye, efsane ve destanları:   Kabadüz Ordu İli’nin efsaneleri en bol olan ilçesidir.   En önemli efsaneleri şunlardır:             · Kerameddin(Eldirek) Camii Efsanesi             · Harami Köyü Efsanesi             · Musakırık Köyü Efsanesi             · Bayramlı Köyü Efsanesi             · Elik Keçisi Efsanesi             · Gelin Kayaları Efsanesi    i) Halkın boş zamanlarını nasıl değerlendirdikleri, günlük yaşayış ve kötü alışkanlıkları:   İlçe merkezinde oturan halk ticaret ile uğraşmaktadır. İlçeye yakın yerleşme merkezlerinde ise tarım ve hayvancılık faaliyeti icra edilmektedir. Fındıkçılık ilçenin temel geliri olduğu için yazın  tarım işleri yoğunlaşmakta, kışın ise genelde erkekler kahvehanelerde, bayanlar ise evde el işi tipi nakış işleri ile uğraşmaktadırlar.

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Muş Türküsünün Hikayesi

MUŞ TÜRKÜSÜNÜN HİKÂYESİ               Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk her söylenişinde göz yaşlarını tutamayarak “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde belki yeni evliydiler. Geride genç eşlerini, kundakta yavrularını bırakmışlardı. İçlerinden birinin şansı yaver gider de geri dönebilseler kendisi ve eşi yaşlanmış, çocuğu kız ise gelinlik çağa gelmiş, erkekse koskoca delikanlı olmuş bulurdu. Bütün bunlar niçindi? Yazık günah değilmiydi evlatlarımıza?”Dediği  Muş Türküsü hakkında herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadan türküde geçen “burası muş’tur.” Kısmının “burası huş’tur.” Diye değiştirilerek “Yemen Türküsü” adıyla Yemen’e mal edilmesi ile kamuoyu yanlış bilgilendirilmektedir. Oysaki kamu yayıncılığının temsilcisi ve devletimizin en saygın kuruluşlarından olan TRT arşivleri incelendiğinde; Kaynak kişi                   : Duriye KESKİN (mahalli sanatçı) Derleyen                       : Muzaffer SARISÖZEN Notaya alan                  : Muzaffer SARISÖZEN  TRT repertuar no           : 341             Bilgileri yer almaktadır. Muş ve çevresinde ilki 1944 yılında Türk halk müziğinin babası ve TRT yurttan sesler programının yapımcısı rahmetli &uu...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Gölmarmara Neden Denilmiş

Gölmarmara Neden Denilmiş |  görsel 1
Gölmarmara İsmi Nerden Geliyor  Marmara 1628 yılından itibaren Manisa’ya bağlı olarak görülmektedir.1987 yılında ilçe olan Marmara şimdiki Gölmarmara ismini çok yakındaki göl ve Mermer ocaklarından almıştır.    Bir süre Gölmermere olarak geçen isim dile daha kolay gelmesi açısından Gölmarmara olmuştur.

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Evliya Çelebi Gözüyle Malatya

Evliya Çelebi'nin Gözüyle MALATYA Havası ve Suyu: Suyu ve havası gayet latiftir. Denizde ve karada dolaşan seyyahların beyanına göre, havası Tebriz'in iç çekici havasına benzemektedir. Belki daha da üstündür. Havasının güzelliğinden halkı dinç, güçlü, kuvvetli ve rahatına düşkün ve güzel tenlidirler. Bağları: Bağları Malatya'da 7 bin 800 bağ ve 600 bostan olup tapu defterinde ve sicilde kayıtlıdır. Tarım ve Ürünleri: 7 türlü 7 taneli buğdayı olur, Benzeri meğer Harran'da ola... Arpası, pamuğu, çöpü ve ovalarındaki otlakları herkes tarafından aranılır. Bakla ve nohutu gayet meşhurdur. Sanayide beyaz pembe pamuk ipliği ve beyaz pembe pamuk bezi meşhurdur. Sebzeleri ve Yemişleri: Dağlarında keremgüv adında kudret helvası olur. Allah'ın emri ile gökten yağar. Meşe ve pelit ağaçlarının yapraklarında bulunur. Bağırsakları temizleyen bir çeşit helvadır. Dağlarında mazı, kırlarında pazı ve ıspanak, lahana vs. sebzeleri boldur. 7 türlü ayvası, 20 türlü elması vardır. Kayısısı, dürbül üzümü ve kirazı çok meşhurdur. Bağ ve Yaylaları: Çok meşhur bağ ve yaylaları vardır.

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Kuruluş Öyküsü

Kuruluş Öyküsü |  görsel 1
Hayme Ana, geleneğe  göre  Ertuğrul  Gazi'nin  annesi, Osman  Gazi'nin  ninesi  Güdüz  Alp'in  ise  hanımıdır. Türbesi Domaniç  ilçemize  bağlı Çarşamba Köyü'ndedir. Hayme Ana Oğuzların Bozok kolunun (Gün Han'ın oğullarından) Kayı Boyuna  mensup  bir TürkmeHayme Ana, geleneğe göre Ertuğrul Gazi'nin annesi, Osman Gazi'nin ninesi Güdüz Alp'in ise hanımıdır. Türbesi  Domaniç  ilçemize  bağlı  Çarşamba  Köyü'ndedir. Hayme  Ana  Oğuzların Bozok kolunun (Gün Han'ın  oğullarından) Kayı  Boyuna  mensup  bir  Türkmen  (Yörük)  kızıdır.  Kayı  Boyu  önce  Ankara'nın  batısındaki Karacadağ yöresine yerleşmiştir.(Ankara'nın batısındaki Haymana ilçesi adını bu hanımdan almıştır.) Osmanlı Obasının Söğüt ve Domaniç'e yerleşmesiyle belli bir dönem devlet idaresini eline aldığından ve devletin kuruluşunda oynadığı hayati rol sebebiyle "DEVLET ANA" olarak anılmıştır. 1250 li yıllarda aşiret reisliğinin Hayme Ana'ya ait olduğu söylenmektedir. Yine bir yayla mevsiminde (muhtenelen Eylül ayında) Hayme Ana Hakkın rahmetine kavuşmuş, Çarşamba Köyü'nde tepenin üstündeki yaylayı gören kısmına gömülmüştür. Hayme Ana'nın vefatından sonra, gömüldüğü yerin etrafı duvarlarla çevrilmiştir. II. Abdülhamit devrinde, Çarşambalı bir köylü evinde sakladığı dedesinden kalma deri üzerine yazılmış bir vesikayı köye gelen birine okutur. Vesikanın Hayme Ana'ya ait olduğu ortaya çıkar. Görevli İstanbul'a giderek Yıldız Sarayı'na varır ve vesikayı padişaha ul...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Kocaeli Efsaneleri

R1Za: İZMİT Tanınmış şairimiz Feyzi Halıcı'nın bir şiiri vardır İzmit üstüne. "Şu İzmit'in " der de, bir daha demez. Bu uzun şiirden iki dörtlük dinleyelim: Ulu mu ulu, dağları... Dört ufkun yolu, dağları... Yeşil kubbeli, dağları Şu İzmit'in... Ceddin düşmanla yarışmış, Erlik cengine girişmiş... Bağrında az mı vuruşmuş Şu İzmit'in... Gerçekten de İzmit, tarihi boyunca savaş destanlarının yazıldığı, erlik cenkleriyle dolu, destan şehrimizdir. Destanları ve efsaneleri... Önce adından başlayalım: Zamanımızdan binlerce ve binlerce yıl önce, bir şehir kurmak üzere Anadolu'ya göçen bir avuç insan, döne dolaşa, İzmit körfezinin karşısındaki Baş iskeleye gelir, burada konaklar. Karınlarını doyurmak için olta atarlar denize. Avladıkları ilk canlı irice bir ıstakoz olur. Oturup yerler, hoşlarına gider, burada yerleşmeye karar verirler. Kurdukları şehre de ıstakoz anlamına gelen "Astakos" derler. Tarihçiler bu olayın, Milât'tan önce, 712 yılında olduğunu, paralarının üzerinde, şehri temsil eden ıstakoz resmi bulunduğunu yazarlar. Başka bir efsaneye göre, bu bölgenin güzelliği dillere destan perisi Olbia deniz ilâhı Poseidonla evlenir. Bundan nur topu gibi bir oğlan doğurur. Adına Astakoz derler. Devrin bileği bükülmez, sayılı bir kahramanı olan Astakoz, körfezin ucunda bir şehir kurar ve şehre kendi adını verir. Bir zaman sonra, Bitinya Kralı Nikomedos, buraya gelir. Yeniden bir şehir kurmak ister, önce bir kurban keser, keser ama kurbanı, bir kartal kaptığı gibi havaya kaldırır, götürür karşı tarafta, bugünkü İzmit şehrinin yerleştiği dağın yamacına bırakır. Kral, bunu, şehrin orada kurulacağına işaret sayar. Oraya gelir bir şehir kurar, kendi adını şehre verir, kısa bir süre sonra da başkent yapar. ...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Kilis Adı Nerden Geliyor

Kilis Adı Nerden Geliyor |  görsel 1
KİLİS ADI: Yukarı Makedonya da Pella yakınlarında C y r r h ü s denen bir kentle aynı adı taşıdığı ve Osmanlı kaynaklarında, oradakinin “Bosna Kilisi” veya “Kilis Kalesi”, burasının da;”Halep Kilisi” olarak geçtiği biliniyor. Prof. Filip Hitti de (Sematik Literatür Profesörü),History Of Sury adlı eser (S.292) bu bilgileri doğruluyor, Sözcüğün Makedon kökenli olduğu buna dayandırılır. Okunuşu Kiris olup, Kilis sözcüğüne fonetik bakımından büyük benzerlik göstermektedir. VIII. Yüzyılda, bölgemize Müslümanlığı kabul eden Türkmenler gelmeye başlamıştı. Kilis adının bunlar tarafından konulduğu veya Türk-Yakut ağzında Kilis sözcüğünün düz, perdahlanmış anlamında kullanılması nedeniyle, günümüze böyle ulaştığı tahmin ediliyor. “Grand Dictioner “de İsmail Hami Danişment, Cyrrhus sözcüğünü KİRİS olarak söylemlemekte ve anlamını da “Efendi” olarak yazmaktadır. Büyük olasılıkla, Türkmenler Kiris'i, KİLİS olarak söylemlemiş, bugünkü yer de KİLİS olarak isimlendirmiştir. Şor Türkleri de, bal dalağına Kili s derlerdi. Sözcük, Araplar tarafından Killiz biçiminde söylenmiştir. X. yüzyılda (985) Bardas Fokas tarafından Araplardan alındığında, onlardan esinlenerek Killiz olarak ilk kez kaynaklara geçtiği görülüyor. (Bak! İstanbul Üniversitesi yayınları No. 1528 Ernest Honigman “Bizans Devletinin Doğu Sınırı” Çeviren Fikret Iştan S.103 ) Bu nedenle sözcük KİLİS olarak yerleşmiştir. Necip Asım Bey (Yazıksız-Balhasanoğlıı) da 1902de Budapeşte'de “Keleti Szemle” adlı dergiye yazdığı, “Türkçe'de Kilis Lehçesi” başlıklı Fransızca makalesinde, şunlar...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Kırıkkale Efsaneleri

Kırıkkale Efsaneleri Kırıkkale Şehrinin Efsanesi Kırıkkale Şehir Efsaneleri Kırıkkale Şehrinin Efsanesi Hakkında Bilgi ÇEŞNİGİR KÖPRÜSÜ EFSANESİ Köprü Kızılırmak’ın üzerinde kurulu dokuz yüz sene önce yapılmışmuhtemelen Selçuklu devleti zamanından kalma yüzoniki metre uzunluğunda onüç kemerden oluşmuştur. Köprünün çok büyük bir kemeri var. O kemeri zamanın mimarları bir türlü tutturamamışlar. Çok uğraşmışlar ama tutturmak bir türlü mümkün olmamış. Köprü yapılmadan evvel zamanın hükümdarı sefere giderken Kızılırmak’ın sığ yerinden geçip gidermiş. Yine bir sefer esnasında hükümdar mimarlarına ve köprü ustalarına ’Ben seferden dönünceye kadar buraya bir köprü yapılsın” diye emretmiş. Ustalar Mimarlar yedi-sekiz defa köprüyü yapmaya uğraşmışlar ama her defasında ortadaki büyük kemeri tutturamadıkları için köprü yıkılmış.Neticede Rum asıllı Hıristiyan bir mimar bu köprünün yıkılmaması ve büyük kemerin tutturulabilmesi için Allah’a gece boyunca yalvarıyor. Bir ara dalıp rüyasında kızı ile oğlunun kurban edilip onların kanı ile yoğrulan iki taşın köprüye konulması ile büyük kemerin tutturulmuş ve köprünün kurulmuş olacağını görüyor. Bu rüya üzerine adamcağız kızı ile oğlunu kurban ediyor onların kanı ile yoğrulan taşları köprünün büyük kemerine yerleştiriyor ve büyük kemer tutuyor. Köprüde o kanlı iki taş hala görülmektedir. Hükümdar seferden dönerken köprüyü beğeniyor ve mimarlarını çağırıyor. ‘Çok kısa sürede çok güzel köprü yapmışsınız’ diyor....

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Kırşehir Efsaneleri

Asırlar önce Kırşehir’de bir bey yaşarmış. Beyliği konusun da kesin bilgiler yoktur. Ama tüm babalar gibi evlat düşkünü bir babaymış. Tanrı ona bir tek oğul ve beylik vermiş. Beyliği Kırşehir de babalığı evinde hüküm sürermiş. Tanrını verdiği evladın iyisi kötüsü, güzeli çirkini olmaz. Eğer bir babanın bir tek çocuğu olursa, tüm sevgileri ve ilgisi de elbette onun üzerinde olur. Aradan yıllar geçmiş, beyin oğlu büyüyüp gelişirken, bey ihtiyarlaştığına, kocamışlığına, yolun sonuna yaklaştığına aldırış etmezmiş. “nasıl olsa aslan gibi oğlum var. Yerime o geçer, ocağımı tüttürür. Beyliğimi sürdürür. Adımı yaşatır. Neslimi devam ettirir.” Der gönlünü rahat tutarmış. Beyin bu düşüncelerini koruduğu günlerden birinde, oğlan her zaman yaptığı gibi atına binip dağ, dere, tepe, demeden, kırların güzel kokusunu çekermiş burnuna. Doldurmuş ciğerine o temiz havayı. Av avlamış. Oturmuş bir suyun başına, avladığı hayvanların taze leziz etlerinden doya doya yemiş. Artanı da almış yanına tekrar çıkmış yola. Hava kararıncaya kadar rüzgarla yarışmış, kuşlarla şakımış, doğayla haşır neşir olmuş. Akşam yaklaşırken, tutmuş evinin yolunu. “annem bekler babam merak eder.” Diye koşturmuş atını. Tam kente yaklaşıp baba ocağını görmeye başladığı yerde, birden atın ayakları bataklığa saplanmış. Çıpındıkça batmış. Atın ayakları iyiden iyiye gömülmüş balçığa. Yüzlerce kez çırpınmış kurtulmak için. Her çırpınışı her telaşı biraz daha çekmiş onu balçığın içine. Beyin biricik oğlu bağırarak ölümün koynuna gitmiş. Acı haber tez duyulur. Oğlanın acı sonu da beye hemen ulaşır. Zavallı bey ne yapsın ne etsin. Çaresizlik içindeki bey, gözyaşl...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Kayseri Efsanesi

Bir yerden buldum çok hoşuma gitti paylaşmak istedim. Erciyes, ey dağların dona kalmış dağ seli, Ey Tanrı'nın ateşten döktüğü öz heykeli, Çocukluk masalımın biricik dev güzeli, Geliyorum göklerden ben sana baş eğerek... Diye seslenir Erciyes'in doruğundan Behçet Kemal Çağlar, sonra da bir çığ gibi iner doğup büyükdüğü Kayseri'ye... Erciyes'le Kayseri içli dışlıdır her zaman. Erçiyes dağları Kayseri'ye şan verir, coşku dolu bir heyecan verir. Erciyes'in böğründe iki dağ daha var. Birine Ali Dağı, ötekine Hasan Dağı derler. Erciyes bunların üstünde, başı dik, ak yeleli bir küheylân gibi göklere şahlanır. Söylentilere göre, Hasan Dağında, Hasan Baba, Ali Dağında Ali Baba adında, erenlerden iki pîr otururmuş. Hasan Baba, ağustosun sıcağında mendiline kar doldurur, bir damla eritmeden Ali Baba'yı ziyaret edermiş. Ali Baba da dağında hiç eksilmeyen kömür ateşinden, kızgın korları mendiline koyarak Hasan Baba'yı ziyarete gelir, saatlerce görüşürlermiş. Bu sırada, ateş dolu mendil yanmaz, sararmazmış bile. Er sözü, erenler sohbeti bu, onlar görüşe dursunlar biz inelim Kayseri'ye, görelim nicedir: Kayseri'nin ilk adının "Mazaka" olduğu söylenir. Sonra bu ad, Romalılar devrinde, imparator şehri anlamına gelen "Kaesarea" olmuş, daha sonraları "Kayzer" ve "Kayseri" denmiş. İlk Tıp Fakültesi Dokuzyüz yıl önce, Malazgirt Zaferi ve Anadolu'nun Türkler tarafından fethi, bir çok Anadolu şehirleri gibi, Kayseri'nin de kaderini değiştirmiş, mutlu bir çağ açılmıştır. 1084 yılında Selçuklu komutanlarından Danişmend Gazi'nin fethettiği Kayseri, Selçuklu devletinin elinde büyü...

EY İNSAN KENDİNİ ASLA ÇARESİZ HİSSETME ALLAH TEALA BİR KAPI KAPAR BİN KAPI AÇAR

(İrşadi Bayburdi)

Mısır Tanrıları

Mısır Tanrıları |  görsel 1
Mısır Tanrıları |  görsel 2
mısır tanrıları Aker: “IGICI”. Güneşi ayarlamak ve yükseltmekten sorumludur. Amon: “Gizli biri”. Tanrıların Theban Kralıdir. Ammut: “Ölü Yutucu”. Ölümsüz yasama layik olmayanin kalbini yiyen canavar. Anqet: “Kucaklama”. Elephantine’nin su Tanrıçası. Anubis: “Kral çocuk”. Mumyalamanin çakal basli Tanrıçası. Apep: Güneşi yok etmek için günlük deneme yapan yilan. Aten: Güneş Diski. Atum: Re’nin bir formu. Güneşi ayarlayan bir Tanrı. Bastet : Ev ve Güneş isiginin kedi Tanrıçası. Bes: Müzik, dans ve savasin cüce Tanrıçası. Buto: Asagi Mısır’ın kobra Tanrıçası. Duamutef: Horus’un ogullarından biri. Ölünün midesinde korunmustur. Geb: Gökyüzünün esi ve dünyanin Tanrısıdir. Hapi: Nil’in Tanrısıdir. Hapy: Horus’un ogullarından biri. Ölünün akcigerlerinde korunmaktadir. Hathor: Ask, müzik ve kadınin inek Tanrıçası. Horus: Firavunların ve Güneşin sahin Tanrısı. Imhotep: Djoser’in veziri, sonra Ptah’in oglu gibi ibadet edilmiştir. Imsety: Horus’un ogullarından biri. Ölünün karacigerinde korunmustur. Isis: Osiris’in dullugunun ve siirin Tanrıçası. Khonsu: Ay’in Theban Tanrısı. Khepare: Yükselen Güneşin böcek Tanrısı. Khnemu: Su baskini ve Nil’in iri Tanrısı. Ma’at: Gerçek ve hukukun tantiçasi. Mefetseğer: Krallar Vadisi’nin Tanrıçası. Min: Erkek bereket Tanrısı. Montu: Mısırli savas Tanrısı. Mut: Amon’un esi ve Theban’in ana Tanrıçası. Nefertem: Nilüfer çiçeginin Memphis Tanrıçası. Nei...